|
Süleyman
Ceran
RÜYA
Salıncakta
sallanıyorsun.
Ceviz ve
kiraz ağaçlarının arasında salınan bir melek gibisin.
Birbirlerine
takılmış gözlerimiz.
Üzerinde,
yanında taşıdığın zarafetin.
Ellerin
gözüme çarpıyor sonra –o ince, narin-.
Nasıl da
yakışıyorsun kendine.
Bakıyorum
da güzel bir gün.
Güzel,
aydınlık ve munis.
Hakikaten
mavi bir gökyüzü.
Bembeyaz
bulutlar; semanın süzülen yastıkları.
Dikkatlerin
üzerinde toplandığı uzak görüntüler.
Nahif bir
rüzgar ya da yel.
Kalkıp
inen tüller.
Uzunca
bir sedir.
Sedirin
yanında demlenmiş semaverle yapılmış çay.
Odalardan
hollere, oradan yanımıza kadar gelen saf gül kokusu.
Rüzgâr
çanlarından etrafa yayılan tını.
Tekne
gürültülerinin kıyıya uzanan hoş karşılığı.
Bahçenin
içerisine akar halde bırakılan hortumdan çıkan suyun şırıltısı.
Çiçek
kümelerinden yükselen kokuya eklenen ıslanmış toprak kokusunun oluşturduğu
buğu.
Arada bir
avluya tüneyip kanatlanan güvercinler.
Alabildiğine
yeşil.
Alabildiğine
mavi.
Alabildiğine
sen.
Ve hep
güzel şeylerden bahsetmeye odaklanmış bir zihin.
Gözlerimi
kapatıyorum.
Güzel bir
rüyaya dalmış gibiyim. Bir bir çıkarmaya başlıyorum belleğimden, çocukluk
fotoğraflarını.
Yaşam
kitabımın içinde karanlık sayfaların en az bulunduğu bölümdür o yıllar.
Çocukluğum
iğde kokularının, serin taşlıkların arasından saf sevgi ve bağlılıkla
harmanlanarak içimde bir yerleri çizerek beliriyor karşımda.
Orada,
mantis’in üzerinde, çamaşır yuğmak için su kaynatıyor annem.
Dal
turşusu yapıyorken komşular avlunun kenarında, pancar kökünden yarış arabaları
yapıyoruz üç kardeş.
Koynumuzdan
ekşi elmaların, damağımızda leblebi tozunun, avuçlarımızda dut kurusu ve
vişnenin eksik olmadığı, bereketin kapımızı beklediği vakitler.
Televizyonun
siyah-beyaz, hayatın rengarenk olduğu yıllar yani.
Hüzünleniyorum
doğrusu.
Zaman
nasıl geçiyor, hayat ne çabuk yoruyor ve ne çok kırıyor bizi.
Gözlerimi
açıyorum.
Salıncakta
sallanıyorsun.
Ceviz ve
kiraz ağaçlarının arasından bana gülümseyen bir melek gibisin.
Derin bir
nefes alıyorum.
Kendimi,
içimi, seni ve hayatı daha iyi hissediyorum şimdi.
Kirazları
küpe yapıyorum kulağına.
O an
gamzelerinden incelikler, sevimlilikler, gülümseyişler uçuşuyor sanki.
Koşarcasına
tutuyorum ellerini.
Uçurtmasının
iplerini sıkı sıkı tutan bir çocuk gibi, ellerimin arasından kaçacağından
korkuyorum sanki.
Sen
kayıtsız gülümsüyorsun.
Salıncakta
sallanıyorsun.
Ceviz ve
kiraz ağaçlarının arasından bana bakan bir mucize gibisin.
Plakta
“Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır” adlı şarkı çalıyor.
İçimden
şiirler akıp gidiyor, umursamıyorum inan.
Dünya
devam ediyor(muş) dönmeye.
Ve sen
salınıyorsun, arada bir toprağı ayağınla okşayarak.
|