|
|
Sedef
Kaplan
Gitsem
diyorum, birazölsem...
Gitsem diyorum, biraz ölsem
İskelenin en ucundaki, en gıcırtılı tahtanın
üstüne oturmuş, denizdeki nereye gittiklerini bilmediğim, bilmeyi de istemediğim
parlak renkli balıklara bakıyorum. Bir süre izleyebiliyorum ancak onları, sadece
bir yere kadar görebiliyorum, sonrası görünmüyor.
Nedense her düşüncemin
arkasına bir olumsuzluk eki katılıyor bu günlerde... Devrik düşüncelerle
pekiştiriyorum bu ruh halini. Düşüncelerimin bağlaçları yok, sırf kafiyeli olsun
diye kurulmuş iki yabancı cümle gibi birbirinden kopuk ve anlamsızlar... Hava
sıcak, su ılık, toprak soğuk, ben yanıyorum. Gitsem diyorum, şöyle yağmurları
olan uzak bir yerlere...
Günahlar gözyaşlarında yıkanır, diyor birisi,
yağmurlar kadar çok gözyaşları istiyorum o zaman diyorum içimden... ve eğer
ağlayabilseydim ne yağmuru ne de küçük bir ağacın en küçük yaprağına düşen
yağmur damlasının süzülüşünü bu kadar çok sevmezdim herhalde... Gitsem
diyorum, balıklarda gitti zaten.
Yıllardır tanıdığım, bana yabancı olan
bu evin derin sessizliğinde aslında normal çıkan bütün seslere bile bile kulak
verip, kendi kendimi bile bile korkutuyorum. Sonra korkuları susturmak için,
kendi kendimi susturup sadece yüreğimi seslendiriyorum, çünkü duymak düşünmekten
daha az üzüyor insanı.
Yüreğini ve beynini sırtlanmış, yükünden yorgun
adamların halleri geliyor aklıma.
Herkes uyurken korkuyorum,
sessizlikten, sessizliğimden... Gitsem diyorum acıları alıp, yalnızlığa
sarılmaya..
Yıllardır bilip tanıdığın, yanlış şehirde, doğru otobüse
binip, yanlış durakta indiğini fark ettiğinde yürümek zorunda kalmış gibi, geçte
olsa gitsem diyorum...
Ve senden daha değersiz olan anlamsız şeylerin
bekçiliğini bırakıp, ayağını acıtan ayakkabılara, sıcağa, fırtınaya rağmen ne
varsa yakıp yıkıp ardına bakmadan yürümek gibi... Gitsem diyorum biraz, ölsem...
|
|
|