|
|
Dar
Vakit Söyleşi
OKUNTU DERGİSİ İLE
SÖYLEŞİ
“Genç insan neden
keşfedilmeyi bekliyor ki!”
1-) Her derginin bir çıkış hikâyesi vardır desek sanırım yanlış olmaz.
Okuntu’nun hikâyesini bize anlatabilir misin?
Okuntu’nun kayda değer bir çıkış hikâyesi yok aslında.
Planlı, programlı bir çıkışı olmadı Okuntu’nun. 2000 yılıydı. Esra Özdemir
İstanbul’daki arkadaşlarıyla birlikte edebiyat dergisi çıkaracaklarını, ancak
dergiye isim bulmakta zorlandıklarını söylemişti bana. Tabi bir sürü dergi /
fanzin var piyasada, isim bulmak kolay iş değil. İsim buluyorsun, bir de
bakıyorsun o isimde bir dergi zaten var. Baktım bu iş böyle olmayacak,
arkadaşlara da sorayım dedim şu isim işini. A. Görkem Userin derginin isminin
Okuntu olmasını önerdi, Alişan’da söylemişti birkaç isim ama şimdi hatırlamıyorum.
(94-95 yıllarında Ahmet Özalp’in Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde kullandığı
isimlerden biriydi Okuntu.) Biliyorsun Okuntu, Anadolu’da düğün davetiyelerine
verilen isim. Esra Özdemir’in arkadaşlarından Okuntu ismine itiraz edenler
oldu, ama sonunda bizim dediğimiz oldu.
2-) Alişan Demirci ile sen ilk sayıda yayın kurulunda değil miydiniz?
Bizim dediğimiz oldu olmasına ama, biz bu işten dergiye
isim bularak kurtulamadık. Benim yayın kurulunda ismim vardı, fakat dergiyle
doğrudan bir ilişkim söz konusu değildi. Sadece yazım yayınladı. İlk sayının
tasarımından, basılmasına her şeyiyle Esra Özdemir ilgilendi. İlk sayıda büyük bir talihsizlik yaşadı
Okuntu, buna acemilikte diyebiliriz. Dergi çok kötü çıktı matbaadan. Bir sürü
tashih hataları falan. Bu sayı İstanbul ve Konya dışındaki diğer şehirlere de
dağıtılmadı bildiğim kadarıyla. Bizim Okuntu maceramız bu sayıdan sonra başladı
zaten. İkinci sayıda Alişan Demirci, A. Görkem Userin, Esra Özdemir ve ben bir
araya geldik. Derginin ikinci sayısında vicdan konulu bir dosya yaptık.
3-) Peki ikinci sayıdan sonrasını değerlendirecek olursanız nasıl bir yol
çizdiniz Okuntu Dergisi olarak? Ve bu on sayıda keşke şunu da yapsaydık
dediğiniz şeyler nelerdi?
Edebiyat dolayısıyla dergi bizim için ortaya çıkma
yollarından biriydi. Dergi; becerimizin neye kifayet ettiğini görmek,
yeteneksiz adamlar olup olmadığımızı anlamak, etrafımızdaki kalabalıktan
sıyrılmak, kendimizi anlatmak için büyük bir fırsattı. Biz bu fırsatın
farkındaydık. Biz bu fırsatı kendi kendimize ortaya çıkardığımızın daha çok
farkındaydık. Biz daha başka birçok şeyin de farkındaydık. İkinci sayı için
Üsküdar’da bir araya geldiğimizde derginin tutumunun, tavrının ne olacağını
konuştuk. Nasıl bir yol izleyeceğimize karar verdik. Bir plan yaptık. Herkese
eşit mesafede duracaktık. Aynı anda herkesle çalışmayı, katılıma açık bir
tutumu benimseyecektik. Söyleşi yaptığımız isimlere baktığınız zaman,
kolaylıkla farkına varabilirsiniz bunun.
4-) Tarafsız olmaktan mı bahsediyorsun?
Hayır, hayır, başka bir şey. Özgür düşünmekten, kuyruğunu
tek başına dik tutabilmekten bahsediyorum. Şöyle söyleyeyim, 7-8 senedir hemen
hemen bütün edebiyat dergilerini takip ediyoruz. Ağabeylerimizin lafı döndürüp
dolaştırıp “gençlere yol açıyoruz; genç şair, eleştirmen yetiştiriyoruz”
masalına getirmesinden gına geldi bize. Yaşıtlarımızın şiirim, yazım
yayınlansın diye ceket iliklemesinden, her önüne çıkanın peşine düşmesinden,
“genciz, iyi şiir, yazı yazarız” anahtarıyla paslı kilitleri zorlayıp
durmasından bıktık. Genç insan, neden keşfedilmeyi bekliyor ki! Bugün, pop star
olmak için kılıktan kılığa giren, elemeler için otellerin önünde sabahlayan
adamlardan ne farkı var genç edebiyatçının? Merkezdeki dergilerin arka
bahçesinde ellerinde şiirleriyle, yazılarıyla oynaşan, “aaa bak ağabeyim bana
pencereden el salladı” diye havalara giren bir kuşak. Okuntu’yu bu kof
hayranlığa bulaşmamak için çıkardık. Ağabeylerimize “Şaban pabucu yarım, çık
dışarı oynayalım” diyebilmek için çıkardık. Bu tavrımızı sürdürmeye çalıştık ama
gördük ki İsmet Özel’in dediği gibi Türkiye’de gençler yok, çünkü bu ülkede
ihtiyar kalmamış. Gençler zirzopluk da yapamıyor, bunu yapan yaşlılar var
çünkü. Anladık ki, “genciz genciz” diye ortalıkta dolaşan insanlar
mızmızlanmaktan başka bir şey bilmiyor. Dolayısıyla Okuntu’nun Ali Bayram ve
Alişan Demirci’den başka bir varlık gerekçesi yoktu. On sayı boyunca da hep
“keşke biraz paramız olsaydı” dedik. “CISS” dedik. Ayrıca iyi bir şair
olacağını düşündüğüm Yeşim Topçu’nun
diğer şiirlerini de yayınlamak isterdim ben.
4-) Peki on sayı boyunca dergide yazan isimler, hiç kimseden destek
görmediniz mi?Bir de beşinci sayıda Suavi Kemal Yazgıç söyleşisi vardı, birçok
kişi tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştı.
Tabi ki bizi destekleyen insanlar oldu. Yazı ve şiirlerini
de yayınladığımız Osman Özbahçe ile İbrahim Demirci bize her zaman destek
olmuştur. İlk sayılarda özellikle derginin basılması konusunda İbrahim
Tenekeci’nin bize yardımları dokunmuştur. Ben, Okuntu’nun varlık gerekçesi
Alişan Demirci ile Ali Bayram’dır derken bunu demek istemedim. Bir derginin
“ortamını kurmak” için ortak hareket eden, görüşleri birbirine bağlı yazarlara
ihtiyacı vardır. İbrahim Demirci ile Osman Özbahçe’yi ayrı tutarsak Okuntu’da
sürekli yazanlar isimler Cafer Keklikçi, M,Şah Erincik, Esra Özdemir, Ümit
Savaş, Emin Selek, Ulaş Başar Gezgin, Ayten Mutlu, M. Ali Özdoğan ve A.Görkem
Userin’dir. Cafer Keklikçi ile M.Şah Erincik başka dergilerde de yazıyorlardı
zaten. Ümit Savaş ile Emin Selek başka işlerle uğraşıyordu. Esra Özdemir ve A.
Görkem Userin dergi ile ilgileniyorlardı, fakat onlarla da senede yalnızca bir
kere bir araya gelebiliyorduk. Esra Özdemir İstanbul’da, A.Görkem Userin
Eskişehir’de, Alişan Demirci Maraş’ta, ben İzmir’deyim. Bizim sadece
internetten yazışarak çıkardığımız sayılar oldu. Ayten Mutlu ile Ulaş Başar
Gezgin’in ise sadece şiirlerini yayınladık. Beşinci sayıya gelince; Suavi Kemal
Yazgıç ile yeni çıkan şiir kitabıyla alakalı olarak söyleşi yapmak istedik,
kabul etti. Soruları gönderdik, önce bir şey demedi, soruları cevaplayacağını
söyledi. Daha sonra soruların şiirsel ve muğlak olduğunu, soruları beğenmediğini,
cevaplamayacağını söyledi. Biz tabi derginin her şeyini ayarlamışız, Suavi
Kemal Yazgıç’ın kitabıyla alakalı yazılar yazılmış filan. Kabul etmedik,
soruları yanıtlaması için bastırdık. Suavi Kemal Yazgıç da soruları cevapladı.
Sonradan söyleşinin yayınlanmaması için ısrar etti ama biz yayınladık. O
söyleşinin sorularını Nurten Kartal hazırlamıştı. Suavi Kemal Yazgıç kimi
konularda haklıydı, fakat esas problem soruların muğlak olması değildi. Suavi
Kemal Yazgıç kendisine yöneltilen soruların önceki söyleşilerin sorularına göre
daha özensiz, dikkatsiz hazırlandığını düşünüyordu. Bundan dolayı soruları
cevaplamak istememişti. Belki de haklıydı, kimbilir…
5-) Herkesin bildiği gibi Okuntu Dergisi Cahit Zarifoğlu özel sayısı ile
zarif bir vedada bulundu. Uzun süredir Cahit Zarifoğlu özel sayısı hazırlığı
içerisinde olduğunuzu biliyorduk. Okuntu’nun Cahit Zarifoğlu hikayesi nasıl
başladı ve neden Cahit Zarifoğlu?
Başlangıçta onuncu sayıda Cahit Zarifoğlu Özel Sayısı
yapalım, bu sayıyla da zarif bir vedada bulunalım gibi bir düşüncemiz yoktu
bizim. Zarifoğlu dosyasını sekizinci sayıda yayınlayacağımızı duyurmuştuk.
Dergiyi kapatmayı aklımızın ucundan bile geçirmiyorduk. Ancak senin de
söylediğin gibi Zarifoğlu sayısının çalışmaları çok uzun sürdü, bu sırada
köprünün altından çok sular aktı. Dergi kapanma aşamasına geldi. Cahit
Zarifoğlu sayısına gelince, İbrahim Demirci’nin yani Alişangilin evinin bir
bodrumu var. Sen şimdi, ne olmuş her evin bir bodrumu var diyeceksin. Ama bu
bodrum başka bodrum. İbrahim Demirci’nin dergileri, eski gazeteleri vs. bu
bodrumda muhafaza ediliyor. Yaklaşık 2 sene önce falandı, Alişan’la birlikte
gecenin bir vakti biz bu bodruma girdik. Dergileri, gazeteleri düzelteceğiz,
bodruma çeki düzen vereceğiz, iyice karıştırdık ya neyse. Biz böyle Dergah’ı,
Diriliş’i, Edebiyat Dergisini ayırıyoruz, hepsini ayrı ayrı raflara diziyoruz.
Bu sırada elimize bir dosya geçti, açtık baktık tabi. Dosyanın içinden Cahit
Zarifoğlu’nun ölümünün ardından gazetelerde, dergilerde yayınlanan yazılar,
taziye kupürleri falan çıktı. Cahit Zarifoğlu ile ilgili bir sürü şey. İşte biz
bu malzemeyi görünce derginin sekizinci sayısını Cahit Zarifoğlu Özel Sayısı
olarak çıkarmaya karar verdik. Fakat bu iş, bizim bu dosyayla kotaracağımız
kadar kolay bir iş değildi. Asım Gültekin de Biat dergisinde Cahit Zarifoğlu
dosyası yapmak istiyordu. Konya’ya geldiğinde özel sayı konusunu onunla da
konuştuk, beraber çalışmayı önerdi. Sağolsun, Asım Gültekin bu sayının
hazırlanmasında, yayımlanmasında bize çok yardım etti. Dergide yazmasını
düşündüğümüz isimleri belirledik. Yazarlarla konuştuk, konuları belirledik
falan. Yazıların bize ulaşması biraz uzun sürdü, özellikle de maddi
sıkıntılardan dolayı dergi planladığımızdan daha geç çıktı. Cahit Zarifoğlu’na
yakışan bir sayı olmuştur inşallah. “Neden Zarifoğlu” soruna ise şöyle cevap
verebilirim: Cahit Zarifoğlu bizim ağabey! olarak kabul ettiğimiz isimlerden
biridir.
6-) Okuntu Dergisi Cahit Zarifoğlu özel sayısını çıkarmadan önce
Zarifoğlu Girişimi kuruldu, Vivo ve Kitap Haber Dergileri özel sayı çıkardı,
Kaknüs Yayınları Zarifoğlu Kitabı çıkardı, Zarifoğlu belgeseli çekildi. Tüm
bunlar sizi korkutmadı mı? (Yani Zarifoğlu için bereketli bir yılın olması ve
birbirinin benzeri türü sayıların gelmesi.)
Niye korkutsun ki. Bereketten neden korkalım. Biz ticaret
yapmıyoruz ki, dergi çıkarıyoruz. Cahit Zarifoğlu’na ilişkin başka şeylerin
yapılmış olması, senin söylediğinin aksine bizi mutlu etmiştir, çok
sevindirmiştir. Hatta bu berekete Okuntu’nun çıkaracağı özel sayının olumlu etkisi
olmuştur. Sonra bizim çıkaracağımız özel sayı diğer sayılardan çok çok iyiydi,
iyi olacaktı, biz bunu biliyorduk. Diğerlerinin benzeri değildi, biz
çıkardığımız sayı ile diğer özel sayılara eklemlenmedik. Dergideki yazılar,
Zarifoğlu’nun yayımlanmamış şiirleri vs. bunların hepsi diğer sayılardan ayrı
bir yere yerleştiriyordu zaten Okuntu’yu. Rasim Özdenören’in dediği gibi Cahit
Zarifoğlu Özel Sayımız altın vuruştu. Ama çok daha iyisi olabilirdi. Yapmak
istediğimiz şeyi tam manasıyla gerçekleştiremedik aslında. Mesela şu an Cahit
Abi’nin yayınlanmayan birçok hikâyesi vardır. İsmi bizde kalsın bir ağabeyimiz
vermek istemedi. Kendisinin farklı şekilde değerlendireceğini söyledi. Israr
ettik ama nafile. Biz de şiirleriyle yetindik. Söz vermesine rağmen yazısını
yazmayan isimler oldu. Özel sayı için çalışmaya başladığımızda elimizde bir
yazar listesi vardı ve bu listede yazarlar ve konuları diye güzel bir şablon
çıkarmıştık. Dergideki ürünler bu listenin dörtte biri bile değildir. Daha
sistemli olabilirdi ama böyle oldu. Yine de güzel oldu.
7-) Okuntu olarak bundan sonra bir kadro hareketi olarak adlandırdığınız
Kökler Dergisi’nde devam edeceğinizi söylediniz. Kökler Dergisi, Okuntu’nun bir
devamı mı olacak sizin için?
Hayır,
Kökler Okuntu’nun devamı olmayacak tabi ki. Kökler Köklerdir, Okuntu Okuntu’dur.
Bu sadece bizim yani Alişan ile benim tercihimdir. Okuntu kapandı, Okuntu
macerası sona erdi. Kökler yeni bir dergidir, başka bir dergidir, biz bundan
sonra Kökler dergisinde yazacağız. Durum bundan ibarettir. Dikkat ettiysen
Kökler dergisinde devam edeceğiz şeklindeki açıklamanın altında benimle
Alişan’ın imzası vardı. Çok rahatlıkla söyleyebilirim ki Kökler de bizim
dergimizdir. Kanımızdır. Canımızdır. Vesselâm...
Konuşan: Ali Bayram
Konuşturan:
Fatih Bilge
|
|
|