| Anasayfa |  Kültür-Sanat | Forum | Sohbet   | E-Group İletişim  Künye | Arşiv   | Basında Darvakit | Dostlar Sofrası |Defter |

 

 
 

 

 

 

 

Mustafa Oğuz

KÜÇÜK DELİCİKLERİM

 

Zamana dirensem haykırarak bütün sesimle, sesimin asılı kalması için gök kubbeye. Hey desem, sevgili hayâlciklerim, kırıntı mısralarım. Çocukluğumda dinlediğim ve geceleri korktuğum devler, çıkın saklandığınız mağaralardan. Islık çalarak ellerimi cebime sokabiliyor ve gece yarıları sokaklarda yürüme cesareti gösterebiliyorum. Çocukluğumun en karanlık noktasına gömdüm, siz korkunç devleri. Yıllarca seyrettiğim dağların ardına hatta güneşin battığı yerlere doğru uçakla gidip güneşin batışını geciktirdim.

Bir bulut ormanı üstünde şiir okuyarak, mona roza, okuyarak geçtim dostlarım. Bulutları yarıp çıkan dağ doruklarında dolaşan mısralar gördüm ve gece yarısı translarımda hep bu doruk mısralarını mırıldandım. Sabahları bu mısraları unutmuş olmanın hüznüyle merhaba dedim güneşe.

Güneşin kızarmış bir ay olarak doğuşu, ruhuma inşirah; batışı hüzün verdi durdu yıllardır. Hayatım bu inşirahla hüznün arasında mekik dokuyor ve kalbimin kapısından başka bir şey girmiyor.

Kapatıyorum insanlara kalbimi, kırmasınlar diye. Her gün kapımı zorluyor birileri.

Yalnızlığıma bürünüp ağlamak isterdim, ince ince aksın isterdim göz yaşlarım. Aksın, aksın toprağa ulaşsın. Elini cebine sokup şarkı söyleyerek gelen bir insan görsünler kaşlarının altından kaçamak ve hercâî bakışlarla.

O an, işte tam o an, toprağın buğulanışını ve o oradan ruhuma yürüyen insan olma erdemini görsünler isterdim. Gözyaşı rahmetinin çiçek açışını ve ağlamanın insanlar için ifade ettiği derin anlamı.

Oturup saatlerce hayâller ülkesine dalarak düşünmek istiyorum. Hayâllerimde hüzünlenmek, hayâllerimde sevinmek.

Bir şiirle bambaşka âlemlere uzanmak, bir filmle apayrı bir ortamın uzantısını düşünmek. Düşünmek, düşünmek… Her şeyden âzâde düşünmek ve yaşamaya başlamak yeniden güneşin batışı ile doğuşu arasında. “Biz sanatçılar, her şeyimizi kaybettiğimiz zaman yaşamaya başlarız” dedi birileri geçenlerde bir filmde. Herşeyi kaybetme cesaretine sahip değilim belki, ama her şeyden kendimi âzâde ederek yaşayacağım küçük zaman

dilimlerim olsun istiyorum. Küçük delirmelerim, küçük uçuklarım yani. Bir kumsalda çıplak ayakla dolaşmayı, çalışma masamın bir kenarına kıvrılarak kitabımı orada okumayı ya da dersin en olmaz yerinde bir aşk şiiri

mırıldanmayı. Küçük deliciklerim, serâzâtlarım, dalgalanmalarım…

Zavallılar, yıllardır akıllı uslu adam olma uğraşım nedeniyle hep bastırılmış güdüler olarak kaldınız. Bir akşam İzmir’in denizine tepeden bakarak parkta bir ağacın altında beş güzel adam iftar yapmıştık, cici parktı galiba adı. Bu küçük deliciğimizi hiç unutmam ve orada aldığım bir kararı taşıyıp dururum bir karanfil olarak yakamda.

Hey desem, yine de hey hey! asrın tepesinde durup. Bütün insanlar bana baksa o an ve avucuma aldığım gözyaşıyla karışık bir damla yağmuru ve kalbimi göstersem onlara. Bir kuş olsam ya da insanların yakasına yerleşiveren bir karanfil.

 

 

Yorumunuz...


İsim:

Email:

Web Site:

Yorumunuz: