|
Musa
Mert
Hoca
Mektebi
BÜYÜĞÜN YANLIŞI
Nasreddin Hoca birgün evden çıkarken
palasını da yanına alır. Hanımı uyarır;
-Silah taşıma yasağı olduğunu bilmiyor
musun Hoca?
Hoca umursamaz,
-Bir şey olmaz hanııım… der, yoluna revan
olur.
Mahallenin
köşesini henüz dönmüştür ki; zaptiyeler arama yapak için durdururlar. Zaptiyenin,
elini uzatmasıyla, koca palanın zaptiyenin eline çarpması bir olur. Rütbeli olanı palanın sapından kavrar.
Yavaşça hocanın kuşağının arasından çeker sıyırır. Ucunu Hocanın burnuna doğru
uzatır. Yarı şaşkın yarı alaycı sorar;
-Hoca bu ne?! Silah taşıma yasağı olduğunu
bilmiyor musun? İşin ne bu palayla!? Hoca sakin ve kendinden emin cevap verir;
-Yazı yazarken bazen hata ediyorum da,
bunun ucuyla mürekkebi şöyle kazıyıp temizleyiveriyorum…
Nasreddin Hocanın bu cevabı karşısında
şaşkınlığı bir kat daha artan adam kahkaha atmaktan kendini alamaz ve ekler;
-İlâhi Hocam, bunun için küçücük çakı yeterli olur.
Hoca cevabı yapıştırır;
-Öyle demeyin ağalar. Biz ilim erbabı
bazen öyle büyük hatalar ediyoruz ki;
pala bile küçük kalıyor Allah sizi inandırsın!...
Suçunu
bastırmak için kendince haklı bahaneler ileri sürme, kendini mazur gösterme
çabası, genel olarak insanlarımızın hastalığıdır. ( Şanlıurfa il merkezinde
kırmızı ışıkta geçtikten sonra yakalanan
Musa MERT’in trafik polisine “Biz
buraların yabancısıyız memur bey…” demesi gibi.)
Büyük
insanların; toplumları peşlerinden sürükleyen, mürekkep yalamış, eli kalem
tutan, sözleri dinlenen-tutulan insanların yanlışları yalnızca kendilerini
bağlamaz. Onların yanlışları çok ağıra mal olabilir. Hele bir de işin içinde “yazı”
varsa, bu yanlışın nesillere aktarılması anlamına gelir ki; işte böyle
bir yanlışı kazıyıp temizlemek oldukça güçtür. Elbette müçtehidin hatasına bir,
isabetine iki ecir olduğunu belirten Peygamber sözünü (Bak, Buhârî, İ’tisâm
21) unutmadık. Ancak yine de titizliği öneriyor Nasreddin Hoca. Unutmamalı;
“Büyüğün yanlışı, büyük yanlıştır.” Bunun için tarihe bakmak yeterli.
Büyük
insanların yanlış yapabileceklerini de unutmamalı. Gerçekten büyük bir insan
bile-isteye yanlış yapmaz. Ancak beşer, şaşar. Sevgimiz, nefretimiz-muhalefetimiz
gözümüzü boyamamalı.
“Bu
imamlar (Dört Mezheb İmamları ) olanca gayretleriyle insanlara dinlerini
öğretmeye ve onları hidayete erdirmeye çalıştılar. Onlar kendilerinin (körü
körüne) taklit edilmesini nehyederek şöyle diyorlardı: “Bizim delillerimizi
bilmeden bir kimsenin sözümüzü söylemesi
caiz değildir.” Mezheplerinin “sahih hadis” olduğunu açıkça
belirtmişlerdi. Çünkü maksatları, Rasûlüllah (SAV) gibi masum kabul edilip
taklit edilmek değil, bilakis insanlara, Allah’ın hükümlerini anlamada yardımcı
olmaktı.” (Seyyid Sâbık, Fıkhu’s-Sünne, Pınar yay. Türkçesi: Ahmet
SARIOĞLU, Tayyar TEKİN, İstanbul,1992, I,22-23.)
|