| Anasayfa |  Kültür-Sanat | Forum | Sohbet   | E-Group İletişim  Künye | Arşiv   | Basında Darvakit | Dostlar Sofrası |Defter |

 

 
 

 

 

 

 

Dar Vakit Kılavuz

Nurettin Topçu’yu Yeniden Okumak

Nurettin Topçu'nun ilk okuduğum kitabı İslam ve İnsan’dı. Dayanağı ve köklü temelleri olduğu için kendinden emin bir sesle karşılaştığımı hissettim. Sadece eleştiren biri değildi Topçu. Eleştirinin yanında çözümler üretiyor, yapılabilecekler ve gelecekte izleyebileceğimiz yollar hakkında akılcı yöntemler sunuyor, olayları pencerelerini sonuna kadar açarak inceliyordu. İslam ve insan adına, daha önce bunu da düşünmüştüm diyerek okuduğum bir çoklarına nazaran farklılıklar arz ediyordu. Zengin ve yaratıcı fikir dünyasına ve her sayfasında yeni bir düşünceyi keşfettiğim bir yana sahipti..

Fikir yelpazesini sonuna kadar açarak, düşünceleri ve kavramları farklı bir boyuttan süzerek incelediği en başarılı kitaplarından biri de İsyan Ahlakı’dır. Şimdiye kadar anarşinin, kaosun ve kötülüğün kaynağı, düzenin ve uyumun baş düşmanı olarak görülen ‘isyana’ farklı bir çerçeveden bakar. İsyanı; insan varlığının vazgeçilmez parçası olarak görür ve insanı düşmekten koruyan bir değer haline getiriyordu ifade ettikten sonra, bu başkalığı başarılı bir diyalektikle kabul ettirir.

İsyan insanla bütünleşiyor, ahlaklılık isyanla başlıyor. İsyan için isyan değil, insanın içindeki 'insan ötesi' olana dönüşme arzusunu kıvılcımlayan isyan."Kendinden daha üstün bir düzene yönelen isyan"

Amaç; şuurumuzu maddi hazlardan, zincirlerinden kurtararak, isyan eden manevi yanımızı özgürleştirmek..Zincirler; tabiat, toplum ya da kendi nefsimiz gibi içimizdeki tohumun ölüp gitmesine neden olacak her şey olabilir. Hürriyeti kaybetmek, işte bunları göz ardı etmek ve hareket için çaba göstermemektir. İnsan, Spinoza'nın dediği gibi özgür olmayan bir canlı değil; bu dünya, Schoupanheur'un dediği gibi olabilecek dünyaların en kötüsü değildir. İnsan determinizme, içine hapsolup kaldığı bedenine, tenine, sadece bedeniyle varolan yanına isyan ederse ve sonu olan duygular, çıkarlar, menfaatler, geçici hazları elinin tersiyle itmek cesaretini, gücünü gösterebilirse sonsuza (varlığın özüne) ulaşabilir, özgür olabilir. Bunu yapacak insan vicdan azabı çeken (çünkü bu da bir pasifliktir) insan değil, sorumlu insandır. Sorumluluk vicdan azabı gibi sonda değil öndedir. Ahlaklı insan sorumluluk duyan, hareketinin sebebi sorumluluk olan insandır.

Bireycilik düşüncesinin ağır bastığını görürüz bu anlayışta. Ancak bireyin bağımsızlığı toplumdan kopuş anlamına gelen bir yabancılaşma değildir. Nurettin Topçu ne ferdin toplum içinde erimesine, ne de birbirinden kopuk bireylerin kendi verimsiz yalnızlıkları içine gömülü bir kalabalık oluşturmalarına izin verir ve toplum-birey düşüncesini şu sözleriyle çok güzel açıklar. "Gerçekte ferdin sosyal yapının parçasını teşkil etmesinden ziyade, toplum ferdin bir parçasıdır.Bu anlamda bizim toplumda olmamızdan çok, o her birimizin içinde bulunmaktadır."

İslam ve İnsan'da İslam düşüncesini dört bir yandan kuşatarak onu skolastik bir zihniyet haline getiren, onu yaşama geçirilmesi imkansız kurallar yığını, düşünmekten kaçan insanların dillerinde tekerleme haline gelmiş söylemler, ruhsuz bir anlayış, cahillerin dünyayı açıklama yöntemi haline dönüştüren zihniyetle savaşır.

İslam dünyası hareketsizdir, hiçbir alanda söz sahibi değildir. İçlerine düştükleri çukurdan kurtulmak yerine sürekli kazmaya, geçmişin hazinelerine tutunmayı hayal etmeye devam etmektedirler. İçlerine taşıdıkları demirden kini büyüterek, kendilerini geleneksellik, muhafazakarlık çukuruna hapsedip bölünmeye devam ederler.

"Bugün İslam dünyası kibrine sımsıkı sarılmış bulunuyor. Kendini yüceltme yolunda yaptığı iş, kendinde olmayanları kötülemek ve düşünen dünyanın zekasına karşı kin taşımaktır. Kin ile kibri terk etmeden cehalet elbisesinden sıyrılamayacaktır"

"İslam dünyasında Ebu Hanife ve Gazali aynı derecede büyük dahilerdir. Bununla beraber onların kendi devirleri içinde ortaya koydukları fikir ve görüşleri bugün olduğu gibi benimsemek geriliğe götürür ve zekaları skolastiğin karanlığına gömer. Halbuki İslam dünyası eskiyi tekrarlamaktan başka bir şey yapmamıştır."

Nurettin Topçu İslam dünyasının kendi içine kapanıp kalmamasını, dini sıkıştırdıkları kalıpları kırmasını ister. Din her şey demektir, yaşam, felsefe, düşünce..Din bir kurallar listesi, ya da hayatımızın belli dönemlerinde içerisine adım atacağımız kapalı bir kutu değildir. Din hurafeler yumağı, menkıbeler ansiklopedisi de değildir. Dini belirli yükümlülüklerden ve cezalardan ibaret basit bir mekanizma haline getiren bizleriz. Ruhsal olanın tasvirinin, tasvir kısmını alıp, içindeki özü anlamaktan uzaklaşan biziz. Öz'den uzaklaşıp sözde takılan biziz.

Dinimiz aşk dinidir. Bilgi sahibi ama bilgiye köle olamayan, kendinden olana da olmayana da kucak açan bilgenin dinidir.

Mevlana ve Tasavvuf kitabında da tasavvuf anlayışını özetler."İslam tasavvufu Kur'an'dan kalp ilmini çıkaran felsefedir" der.

N. Topçu'nun insan ideali, sloganlar atan, şiddeti, kavgayı, gürültüyü düstur edinenler değil insanı başlı başına bir değer olarak kabul eden, kalbiyle hareket eden,ahlaklı insandır.

"Akıl ve hikmet gözüyle Kuran'da en büyük ve en esaslı yer tutan, ahlaktır.Tarihi kısım, ahlaki esası tamamlayıcı mahiyettedir.Pek küçük yer tutan ahkam ise yine ahlakın hareketlerimizdeki zaruri tatbikatı göstermektedir."

Ruh hayatı, ruhu yeşertmek, ruhu temel alarak ilerlemek, kabuğu kemirmeye çalışmak yerine meyvenin muhteşem lezzetiyle tanışmak, kurtuluşun maddeye bağlanmaktan kaçarak, aşka düşman her şeyi kendimizden uzaklaştırarak mümkündür.İnsanlığımızı ezen, maddeye köle haline getiren tüm güçlere isyanla!

Devlet ve Demokrasi kitabında ise 20. asrın bir din gibi benimsediği demokrasiye eleştirel bir bakış açısı getirir, rejimlerin kendiliğinden iyi ya da kötü olamayacağını, onu kullanan kişiye göre değişebileceğini savunur.Demokrasinin bilenle bilmeyeni bir tuttuğunu, halkın hakimiyeti fikrininse sözden ibaret kaldığını söyler.

Hazırlayan: Reyhane Kemerli

           

 

 

Yorumunuz...


İsim:

Email:

Web Site:

Yorumunuz: