| Anasayfa |  Kültür-Sanat | Forum | Sohbet   | E-Group İletişim  Künye | Arşiv   | Basında Darvakit | Dostlar Sofrası |Defter |

 
 

 

 

 

 

Ahmet Ak

Parlayan Metaller

Demirciydi. Babadan değil;ama ustadandı ustalığı. Usta olacak en son kişiydi ustası ve demircilik öğrenilecek en son kişi. Ama o en son kişiden öğrenmeyi yeğledi, demir bükmeyi bilmeyen bir demirci oldu, zanaatkar olamadı hiçbir zaman bunun acısıoysa ondan değil demirlerden çıktı uzun zaman.

Bir gün bir demir aldı eline. Acımadan vurdu. Durmak bilmeyen eylemini mutsuz  bir sonla, fakat zevkten dört köşe bitirmek onun vazgeçilmeziydi. Dahası tutkusuydu. Mutsuz son onun için bir son değildi zaten, işlenebilen bütün madenlerin sonuydu. Zaten ne mutsuzluklar ne sonlar ne de hayattaki bütün olumsuzlar onun ve onun gibilerin kelime dağarcıklarındaki dünyadaki bütün beyinlerin kayıt yapabilen bütün hücrelerindeki bütün kelimelerle tanımlanamayacak hazları uyandırdı. Mütemadiyen.

 

Sevgi sosyal bir kavram değildi veya bir duygu bir tat değildi onun için, saniyelik zevkleri ifade ederdi. Sanki kelimesiz bir kitap:Alınan,anlaşılamayan,okunamayan. Saygı içi boş bir yastıktı: Yatılan, uyutmayan,rahatlatmayan. Bünyesindeki bu eksiklik nedense hep çevresine, canlı cansız tüm aleme bakışını tamamen maddeci bir bakış olarak değerlendirmesine neden oluyor; baktığı göz onu her şeyden ve herkesten ayıran yegane özelliği oluyordu. Kalbindeki her şeye malik olma duygusu en öne çıkan duygusuydu ve istediği gibi işlenmeyen bütün metallerin, sonlandırılabilirdi daha şekillenmeden metalik yaşamları ve görünümleri.

 

Elindeki bir çekiçti. Bütün madenlere sahip olabilir ve işleyebilirdi istediği gibi olanları. Kızgın kora tuttuğu metali dövdü dövdü... Suya batırdı,sonra körüklenmiş ateşe ve yine dövdü. Sövmedi mesleğini,mesleğine vesile olan metalleri ve saymadı da. Çünkü metal niteliği ne olursa olsun,ister altın ister platin olsun onun hakimiyeti için hiçbir şeydi.Beynindeki ütopik hayaller her zaman arkasında koşulacak vazgeçilmez hedeflerdi. Elindeki metallere yenilerini ekleyip kimsenin hayal edemeyeceği bir abide yapacaktı.

 

Bütün madenleri birleştirdi elindeki. Koridorlar inledi. Metallerden çıkan feryatlar çınlatıyordu kafalardaki parmaklıkları, duvarları; fakat neden olmuyordu silkinişlere. Demircinin naraları,metallerin feryatları arttıkça arttı. Parmaklıklar inledi metalleri çevreleyen metal parmaklıklar. “Bırakın açılayım.” Çığlıklarını duymaktan sağır mı olmuştu ku-laklar, yoksa çoktandır sağırlar  mıydı, al alevleri görmekten kör mü olmuştu gözler yoksa nicedir körler miydi bilinmez.

 

Birden büyük bir gürültü koptu her yerde. Feza inledi. Heba olmuştu metaller;ancak onların iflası birilerinin gürlemesine, dirilmesine ve patlamasına vesile olmuştu nihayet. Patlayan metaller, yıkılan hayaller, kurtulan alem....

 ahmetak@darvakit.com

 

Yorumunuz...


İsim:

Email:

Web Site:

Yorumunuz: